Yılın 42. haftası
42 şakalarının asla yapılmadığı; Tteokbokki'den, halılardan, Snatch Game’den, nöroplastisiteden ve hayatın hem burada olmak hem de gelip geçiciliği kabul etmekle ilgili olduğundan söz edilen hafta.
Hayatımı mahveden şeyi bulduğumda hayatımın baya uzun kısmını yaşamıştım. Sonra bi süre hayatımı mahveden şey ve pişmanlık bir arada yürüdü ve bunlarla zaman kaybettim. En sonunda ikisiyle de anlaştık gibi.
“Tam şu an, burada” olmadığım her an inanılmaz yıkıcı. Odaklanmak, herkeste kendiliğinden gelişen bi yetenek değil, öğrenilmesi ve sebatla uygulanması da gerekiyor.
Yoga buluşmalarına geri döndüğüm için her şeyi yoga metaforları ile açıklayacağımı düşündürecek kadar çok yoga ile açıklıyorum her şeyi.
Olay şu, son günlerde dikkatim o kadar dağınık, “burada ve şimdi” anlarım o kadar az, düşüncelerin birbirini kovalaması hissi o kadar çok ki… Bunu biraz da yoga dersinde anladım.
Dersi takip edemeyince, sağımı solumu şaşırınca, hocanın söylediği ilk kelimeyi duysam da, ikinci kelimeyi algılayamayınca anladım.
Ve bunun sihirli bi çözümü yok. Sadece çaba gösterip, zorlanıp, uğraşıp orada olmak zorundayım.
Bunun bir diğer hali de sabah sayfaları yazarken oluyor günlerdir. Hepsi hepsi 3 sayfa yazıyı yazamıyorum. Sabah uyanıyorum, defterimi açıyorum ve bir cümleyi yazarken, daha cümlenin tam ortasındayken bilgisayara kaçıp, telefona kaçıp uzaklaşmak istiyorum.
Bazı satırları kocaman kocaman harflerle yazdım. Bazı sayfalara satırlarca aynı şeyleri yazdım. Biraz da “Canım şimdi resim çizmek istiyor” diye beceriksizce şeyler çizdim. Yok böyle bi cheating…
Sonra Burcu Durmuşoğlu’nun dil öğrenmekle ilgili yazısını okurken “Acının içinde kalmak” maddesine takıldım. O çıkıp gitmek isteyen, vazgeçmek isteyen anın içinde kalmayı sürdürünce bir şeyler değişmeye başlıyor.
Hayatımın acıdan kaçınan her dönemini düşünerek geçireceğim birkaç hafta olacak.
Burcu Durmuşoğlu’nun yazısı şurada.
Bir yazar
Ölmek İstiyorum Ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum kitabının yazarı. Öz yaşam deneyimlerine, distimi (kronik depresyon) sorunlarına, terapi sürecine yer verdiği kitabı, çok uzun süre dünyanın pek çok yerinde çok ilgi gördü.
Ancak ne bunları yazmak, ne de terapiler maalesef onu hayatta tutamamış. 35 yaşında maalesef bu dünyadan gitmiş.
Birisi, artık önceden tanıdığınız gibi değilse, bir şeyler farklıysa ve bu durumdan iyi hissetmiyorsanız yapacağınız çok fazla şey olmayabilir. Ancak onun yanında olmanın, değerli yönlerini işaret etmenin de iyi şeyler olduğunu söylemek isterim. Biraz nezaket sunmak herkese iyi gelir.
Bir kitap
Ölmek İstiyorum Ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum
Baek Sehee anısına olsun.
Doğrusu kitapla çok uzaktan ilgilenmiştim. Bi ara okurum belki diye ötelemiştim. İçeriğine bile yarım yamalak ilgi göstermiştim. Baek Sehee’nin hayatını kaybettiğini duyunca hemen aldım kitabı ve okumaya başladım. (Buradaki bu çirkin tutumumu isimlendirebilirsem sonra tartışırız.)
Öncelikle kitap çok acı. Yazarın, kendini dışarıya açma becerisi insanı hemen kitabın dünyasına dahil ediyor.
Her ne kadar akıcı olsa da, bazı sayfalarda durup düşünmek hatta biriyle tartışma arzusu veriyor.
Bir sergi
Salt Beyoğlu - 90’lardan Beri Halı’dayız
Mimar Sinan Güzel Sanatlar, Resim Bölümü’nün Halı Atölyesi’nde üretilen işler sergileniyor. “Halı” denince akla hemen yerel motifler, geleneksel dokular geliyor olsa da bu atölye tüm bu klişelerin uzağında eserler vermiş.
Gülçin Aksoy ve öğrencilerinin “birlikte öğrenme” üzerinden ürettikleri işleri görmek “işte bu mümkün” diye sevindiriyor.
Herkesin kendisi olabildiği ve yargılanmadan, yargılamadan var olduğu topluluklar güzel ürünler veriyor.
Bugünlerden 90’lara doğru bir bakış ve eğlenerek zaman geçirme fırsatı için Şubat 2026’ya kadar bu sergiyi ziyaret edebilirsiniz.
Bir bilim içeriği
Nöroplastisite
Anatomi, sinir sistemi, polivagal teori konularında defalarca karşıma çıkan, yeterince anlamadığım için çok basite indirgediğim bi olay. Hatta Burcu’nun da çokça ifade ettiği bir konuydu.
Sonunda, Dr. Tuğçe Kahraman Demir’in aşağıdaki videosu ile konu bende bir bağlam kazandı.
Dr. Tuğçe Kahraman Demir şunu söylüyor, “Nörobilimciler tek başına zekadan ve zekanın ölçümünden bahsetmez, onların bahsettiği temel şeylerden birisi nöroplastisite’dir. Önemli olan da bunu geliştirmektir.”
Peki nöroplastisite ne ve nasıl gelişir?
Nöroplastisite, beynin değişme, uyum sağlama ve yeni yollar, yeni sinir hatları çizme yeteneği olarak kısaca ifade edilebilir.
Geliştirme yolları ise insanı hiç şaşırtmayan ama uygulamadığımız yollarla dolu:
Kortizol seviyenizi düşürmeye bakın (Stres hormonu bu, stresi azaltmanın yolları ENTER),
İyi uyuyun,
Hareketli bir hayat yaşayın,
Sağlıklı beslenin,
Güzel bir sosyal çevre edinmeye bakın,
Merak duygunuzu canlı tutun.
İşte biraz odaklanın kendinize yani, kendinizi sevin ve bişiler yapmak için çaba gösterin (mümkünse).
Bir şarkı
Bülent Ortaçgil - Göründüğü Gibi
Bartu Küçükçağlayan bu şarkıyı paylaştı ve dinlediğimde kalbimde yer buldu. Çok hafif, çok naif.
Bir teori, nedense Ortaçgil ve Oruç Aruoba’nın aynı insan olduğunu düşünüyorum.
Bir sanatçı
Yavuz Çetin
Yavuz Çetin’i ve şarkılarını konuşunca, kendisine yer vermek istedim. Güven Erkin Erkal ile kısa bir röportajı aşağıda. Öylesine laflıyor ama dinlemek isterseniz…
Bir video
Socrates’in yeni formatı “Ofisteyiz.”
İlk konuğu Zeki Demirkubuz olan bu videoyu neden izledim bilmiyorum. 2 saat Zeki’nin maç muhabbetini dinlemeye gerek olmasa da bi şekilde akıcı ve izleniyor.
NBC > Zeki diyorum ve video şurada:
Bir oyun
Drag Race efsanesi Snatch Game’in bizden bir uyarlaması. İlk sahnelerini Tiyatro Kılçık’ta yaptılar ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım bir show oldu.
Bir gün “O oyunun ilk gösterimine gitmişyim” diye gurur duyacağıma eminim. İnanılmaz gelecek vaadeden bi eğlence.
Bir fotoğraf
Bir fiş
Bir not
Haftaya üzümleri buzluğa atmaktan bahsedeceğiz.








Fotoğraf Beykoz-Bebek vapurundan mı? Ben de benzer şekilde fotoğraflamıştım
Kitabı daha da merak ettim ama çok acıklıymış hissiyatı verdin. Okumalı mıyım okumamalı mıyım 🤔