Yılın 44. haftası
Üzümlerin sırrı, Lupin, A Ay, Reha Erdem, Kasvetli Ruhlar, Katip Bartleby, Limonatalar, Dracula'lar, kırmızı variller ve vapurda çayın olduğu hafta.
Kağıdı kalemi alıp yazmaya çalışırken, bazen cümlemi, bazen de kelimemi yazmayı tamamlamadan hızlıca telefonumla ya da bilgisayarımla meşgul olmaya kaçıyorum.
Şöyle notlar var defterimde,
“Aslında bu konuda…”
“Buna taham…” Yazmaya devam etmeye tahammül edememişim heralde.
Bu bir odaklanma sorunu olmaktan çıktı, bu artık düşüncelerimle arama giden dikkat dağıtıcılar meselesi oldu. Bir şeyleri düşünmek bile çok büyük iş.
Mesela, market alışverişini düşünmek, işlerini planlamayı düşünmek, okuduğun kitabı düşünmek, yemek yapmayı düşünmek, izlediğin diziyi düşünmek bile o kadar zor ki…
Çağrışımlar arasında uçuşmadan ya da telefonun büyülü Reels / TikTok sekmesine düşmeden bunları odaklanıp düşünebilen var mı?
Nasıl yapıyorsunuz?
Bir olay
Ben yazana kadar olay eskidi bile. Benim gibi news junkie’ler için çok eski bir konu oldu artık. Ancak yine de bana inanılmaz cesur ve heyecan verici geliyor.
Öte yandan, biraz daha popüler olmaya ihtiyacı olmayan Louvre’nin popülerliğine de popülerlik katmış gibi hissediyorum.
Zamanla, olayları olduğu gibi göremeyen birisi oldum.
Bu da, müzeyi ve Fransa’yı bolca konuşturan bir olay oldu işte.
Bir dizi
Yine zamanlamayı tutturamadığım bir konu. Evet bu diziyi en popüler olduğu dönemde izlememiştim. Ancak şimdi izleyince, soygunla da bağ kurdu ve acayip hoşuma gitti. Minik bir gerilim ve heyecan tonu olan şeyleri seviyorum. Bu dizi tam buna cevap veriyor.
Büyük kaos ve gerilimlerin olmadığı, eğlenceli ve biraz da adrenalinli bir şeyler izlemek isterseniz mis.
Yalnız ilk bölümde ne yağmur yağdı ya… Yağmurun dozunu biraz abartmışlar. Yağmur sevmeyen tarafım biraz rahatsız oldu.
Bir kitap
Kasvetli İnsanlar İçin Güneşli Bir Yer - Mariana Enríquez
Başlayalı henüz çok az oldu. Sayfalar çok hızlı akıp gitse de, henüz başındayım. Ancak hissettiğim şeylerden bahsedebilirim.
Bahsedilen şeyler yüzeyde ne kadar sıradansa, yazarın eklediği büyülü ve karanlık ögeler her şeyi inanılmaz çekici hale getiriyor. Bayıldım.
Şiddet konusunu ele alma şekli, şiddet pornosuna dönmemiş, acayip duyarlı ama gerçekçi. İyi ki bu kitapla tanıştım dedim. Mutlaka okuma listenize alın.
Bir oyun
Katip Bartleby - Cihangir Atölye Sahnesi
Oyunu izleyene kadar, eserin sadece Katip Bartleby ile ilgili olduğunu düşünürdüm. Oyunun sahnelenme tarzı da etkilemiş olacak ki, anlatıcı benim için inanılmaz anlamlı bir yere geldi.
Katip Bartleby’nin yaşadığı bütün yalnızlık, vazgeçiş ve bırakma hali kendi içinde bir tutarlılıkla ilerlerken, onu fark eden, gören, anlamak isteyen patronunun iç savaşları bi yer edinmeye başladı.
Ancak görülmek, duyulmak bu kadar geç kalınca son’u değiştirmek pek mümkün olmuyor.
Süper deli bi oyun diildi ancak izlediğim için memnun oldum.
Umut Sarıkaya’nın Katip’i çizdiğini de unutmayalım.
Bir film
Hatırlarsınız, 33. haftada Perili Köşk’e gitmiştik. 1988 yılında, çekim mekanlarından birisi de Perili Köşk olan A Ay, Mubi tarafından restore edildi.
Restore edilmiş versiyon için bir ön gösterim yapıldı ve filmi beyazperde de izleme fırsatım oldu.
Öncelikle, siyah beyaz, yavaş ilerleyen ve filmde kalmak için biraz çaba sarfetmeniz gereken bir akışta. Evde izlemekte biraz zorlanabilirsiniz.
Filmde anlatılan hikaye çok basit görünebilir. Bir çırpıda işlenecek bir hikaye bile diyebilirsiniz. Ancak, karakterlerin işlenişi, herkesin draması ve filmde yer alan her objenin sembolize ettikleri çok zenginleştirici.
Bir şeyler izlerken bir karaktere tutulur ve ilerleriz. Ancak bu filmde kimin peşinden gideceğini şaşırabilir insan.
Filmde okunan şiir, William Blake’in Infant Sorrow adlı şiiri.
Filmin sonunda Münir Özkul’un tiradı, Cemal Süreya’nın “Tregedyalar”ından alıntı.
Filmde zaman doğrusal işliyor gibi görünse de, herkes kendi zamanını yaşıyor ve karmaşık bir akış var. Yekta’nın uçurumdan kendini bırakması ve halasının onu kaybetmesi gibi.
Uykular ve rüyalar, Yekta’nın gerçeklikten kaçıp, annesiyle buluşma anları olarak görünür. Aslında filmde de bir mekansal bir katman ekler.
İnsanın zihin kıvrımları harekete geçiren, enfes bi filmdi. Çok sevdim.
Evet izlemesi kolay değil, evet.
Bir podcast
Serdar Kuzuloğlu - Mükemmel Limonatanın Sırrı
Bölümü dinlerken limonata yapasım mı geldi, hayatı daha güzel mi yaşamak istedim bilmiyorum. Enfesti. Tekrar dinlemek isteyeceğimdir.
Bir şarkı
Tame Impala - Dracula
Deadbeat albümünü duymamaya ve görmemeye çalıştım. Çünkü müzik listeme, sonsuz döngüde dinleyeceğim yeni şarkılar eklemekten korkuyordum.
Sonunda, kaçamadım. Dracula’ya düşüldü arkadaşlar…
Kevin dostumuz ritim olayında efsane maalesef…
Günlerdir, Run from the sunlight, Dracula diye dolaşıyorum…
Bir mekan
Saint-Joseph Fransız Yetimhanesi ya da Eski Fransız Yetimhanesi
Bahçesinde şu an Bienal eserlerinden birisi olan mekan. Bütün curcunadan uzaklaştıran mekanları seviyorum. Buranın bahçesinde oturmak, karton bardakta çay içmek, kitap okuyup ağaçların rüzgardan savrulmasını izlemek çok güzel.
Bir totem
42. haftada bahsettiğim üzüm olayına açıklık getirme zamanı.
Geçtiğimiz yıllarda duymuşsunuzdur: Yeni yıla girerken, 31 Aralık gecesi, 23:59’da bir masanın altına girip, 12 üzüm yerseniz yılınız çok daha güzel geçermiş. 12 üzüm, 12 ay boyunca mutluluk ve iyilik getirirmiş.
Ama olayımız bu totem değil.
Olayımız, bu totemdeki üzümleri dondurucuya atmanız. Şu an hala üzüm bulunabiliyorken, 12 üzümü dondurucuya atın ve 31 Aralık günü çıkarın.
Dondurulmuş üzümler çözülünce hala yenir durumda oluyor. Hiç kötü değiller. Sizin için denedim.
Peki üzümleri neden donduralım derseniz, 31 Aralık günü 12 üzüme 1000 TL+++ vermemek için dondurun arkadaşlar.
Not: Ben bu totemi hiç yapmadım. Bu sene yapayım diyorum. Neden olmasın.
Bir şiir
Son yazıda üzümlerden bahsedince, Meltem aşağıdaki şiiri hatırlamış ve onu gönderdi. Hem şiir, hem de göndermesi beni o kadar mutlu etti ki, kalbimi ısıttı.
I have eaten
the plums
that were in
the icebox
and which
you were probably
saving
for breakfast
Forgive me
they were delicious
so sweet
and so cold
Bir hatırlatıcı
Yılın ilk “yeni yıl tebrik kartı”nı aldım. Siz de yazmaya başlayın bence. O sezon açıldı.














Her referansa tıkladım çok tatlılar şimdi araç muayene sırasında podcasti dinlemeye gidiyorum:)
Bu hafta ne tatlı! Ama ben yarın bir daha okuyacağım, limonata bölümü yoksa Çetin Altan limonatasına mı referans veriyor?